Babür Şah

Hindistan’daki en büyük Müslüman Türk Devleti olan Gürgâniyye Devletinin kurucusu. Asıl adı Zahireddin Muhammed Babür’dür. Timur Han soyundan gelip, babası, Sultan Ebu Said’in oğlu, Fergana hükümdarı Ömer Şeyh Mirza’dır.

14 Şubat 1483’te Fergana’da doğdu. 1493’te babasının ölümü üzerine, Fergana hükümetine varis oldu. 11 sene Özbek ve Tatar melikleri ile savaş edip, nihayet hakimiyeti sağlayamayacağını anlayarak güneye indi. 1504’te Kabil’i fethedip kendisine başşehir yaptı. Aynı zamanda Gazne’yi aldı ve kısa zamanda Afganistan’ın büyük bir kısmını içine alan bir devlet kurdu. 1511 Ekiminde Semerkant İmparatorluk tahtına oturdu. Bir ay sonra Taşkent’i, Buhara’yı aldı, bütün Maveraünnehir’e hakim oldu. Fakat, bir müddet sonra, Özbekler tarafından ata yurdundan kovuldu.

Babür Şah, 1519’da Hayber’i geçerek, Hindistan’a girdi. Pencab’a düzenlediği beş sefer sonunda bütün kuzey Hindistan’ı fethetti. 1525’te Hindistan’ın tamamını fethetmek üzere Kabil’den ayrıldı. 1526’da, yani Osmanlılar’ın Mohaç Zaferinden birkaç ay önce, Paniput Meydan Muharebesinde Sultan İbrahim Ludi’nin 100.000 asker ve 1.000 filden müteşekkil büyük ordusunu yendi. Bu zaferle Babürlüler (Gürgâniyye) Devletini kesin olarak kurdu (1526). Böylece Hindistan Türk İmparatorluğu tacı Ludilerden Babür’e geçti.

Bu başarıdan sonra Delhi, Agra ve Hanpur’u alan Babür Şah, Agra’yı başşehir yaptı. 1527’de Hindular üzerine yürümek için Agra’dan çıktı. Hindular, aralarında ittifak kurduktan sonra, 100.000 kişilik bir ordu ve birkaç yüz zırhlı fille yeni Hindistan fatihinin üzerine yürümeye başladılar. Çok kritik ve tarihi bir andı. Babür’ün harbi kaybetmesi demek, Ganj Vadisinin Hinduların eline düşmesi, netice itibariyle beş asırlık Müslüman ve Türk hakimiyetinin Hint kıtasından atılması demekti. Babür 13.500 kişilik pek seçkin bir Türkistan atlı birliği ile düşman üzerine yürüdü. Yanında Osmanlı Türklerinden Mustafa Rumi’nin kumanda ettiği bir topçu birliği de bulunuyordu. Hindularda ne top, ne de tüfek vardı. Ateşli silahlar ve Türk atlısının üstün savaş kabiliyeti, Babür’e savaşı kazandırdı. Düşman tamamen imha edildi. Bu, Babür Şah için Paniput’tan daha büyük bir zaferdi. Biyana civarında geçen bu Kanva Meydan Muharebesinde birkaç saat içerisinde düşmanı yok eden Babür, “Gazi” unvanını aldı. Meşhur Zeynüddin Hafî’nin torunu Şeyh Zeyn Hafî’nin kaleme aldığı Zafername, bütün İslam memleketlerinin hükümdarlarına gönderildi. Bundan sonra Odh (Audh) eyaleti de fethedildi. Art arda yapılan fetihlerle Babür İmparatorluğunun sınırları çok genişledi.

Babür Şah, 25 Aralık 1530’da Agra’da öldü ve vasiyeti üzerine pek sevdiği Kabil’e götürülüp, orada gömüldü. 1526’da kurduğu devlet 1858 senesinde İngilizlerin işgaline kadar, 332 sene varlığını sürdürmüştür. Kabri üzerine Şah Cihan tarafından 1646’da muhteşem bir türbe yaptırıldı. Babür Şah memleketin imarı için gayret gösterdi. Hindistan ve Afganistan’da birçok yollar, kervansaraylar ve medreseler yaptırıp, fethettiği yerleri mamur hâle getirdi. Âlim, edip bir zat olan Babür Şah, hayatını kendisi yazdı. Tüzük-i Baburî (Babürname) adını verdiği bu kitabı, Ekber Şah zamanında Çağatay dilinden Farsça'ya sonra İngilizce'ye tercüme edilerek neşredildi. Türkçe pek değerli bir Aruz risalesi yazdı ve kendisine doğduğu zaman Zahirüddin Muhammed adını veren zahirî ve batınî ilimlerin hazinesi büyük mutasavvıf Hace Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerinin Farsça Hanefi fıkhı üzerine yazdığı Risale-i Validiyye’yi Türkçe nazma çevirdi. Yine Hanefi mezhebine ait fıkıh bilgilerini içine alan Mübeyyen adlı eseri yazdı. Şiirlerini Divan’da topladı. Orijinal yazı stili, “Hatt-ı Baburî” adıyla meşhur oldu. Babür, Türkçe’den başka pek mükemmel surette Farsça, Arapça ve Moğolca biliyordu. Ölümünden sonra “Hazret-i Firdevs-Mekani” ve “Hazret- i Giti-Sitani” (Cihan Fatihi) diye anılmıştır.

Türk Tarihi sitesinden alınmıstır.

 

 ATGB (Afganistan Turk Gencleri Birligi) arsivinden alinmistir

 

AFGANİSTAN VE TÜRKLER

Afganistan’ın

Yüzölçümü    :654000km

Nüfusu          :22 milyon (Sağlıklı bir nüfus sayımı yapılamadığı için bu tahmini bir rakamdır)

Komşulari     :kuzeyden özbekistan,Türkmenistan ve Tacikistan dogudan doguya Türkistan Keşmir ve Pakistan güneyden yine Pakistan batidan Iran

 

Etnik yapısı   : Türkler,Tacikler,Peştunler ve bazı küçük topluluklar(Oranlarla ilgili net bir rakam elimizde olmayıp Türk nüfusu %30-40 olarak tahmin edilmektedir)

 

1. -Başlangiçtan 1747’ye kadar Afganistanda  kurulan devletler :

-M.ö.500 de İran hükümdarı Daranın orduları burayı işgal ederek güneye İndus vadisini inmeye çalışmıştır.

- Bunu takiben Makedonyalı iskender çıktığı doğu seferinde İranlıları yendikten sonra burayı da işgal etmiştir.

- M.S.50-125 ‘e kadar Türk asıllı sakalar (İstikler)m.s.125-480 arasında Türk oldukları sanılan koşanlar,480 den sonrada Afganistan’ın hakimleri yine Türkler olmuştur.Bu devir de Ak-hunlar (Halaç türkleri) buraya gelip yerleşmişlerdir.Ak-hun devleti Gök Türklerinin saldırılarına karşı koymak için hacadıkları çaba yetersiz kalınca hakimiyeti kaybetmişler ancak burada halac Türkleri olarak yaşamaya devam etmişlerdir.

                                    

-7. asrın sonlarına doğru Arapların gelmesiyle burada İslamiyet çok hızlı bir şekil de yayılmıştır.9. asrın ikinci yarısında Samaniler bölgenin büyük bir kısmında hakimiyet etmişlerdir.

10.asrın sonlarına doğru Türkler Sebük Tekin önderliğinde buradaki Gazne şehri merkez olmak üzere Gazne devletini kurdular. Gazne devleti Halac Türkleriyle birleşerek ordusunu daha da kuvvetlendi,ayrıyeten Afgan kabilelerinden de ordularına suvari alarak kısa zamanda bölge ahalisi arasında  büyük bir kaynaşmayı sağladılar.Bilhasa Gazneli Sultan Mahmud (999-1030) zamanında Türk İslam nüfusu bugünkü Afganistan’da iyice yerleşmiş ve Hindistan’a kadar yayılmıştır.Bu dönemde Gazne şehri güzellik ve medeniyet bakımından dünyadaki sayılı şehirler arasında yerini almıştır.

 

 1040 yılında Gazneli hakimiyeti yerini başka bir Türk devleti olan Selçuklulara bırakmıştır.Sultan Sencer(1119-1157)’in ölümünden sonra Gorlular kısa bir müddet için bölgeyi kontrol altına almışlardır.

                          

 -12.asrın sonlarına yine bir Türk devleti olan Harzemşahlar hakimiyeti ele geçirmişlerdir.1220,den sonra Moğollar bölgeyi istila edip bir buçuk asra yakın ülkeye hakim olmuşlardır.

 

-Bölgenin 14.asrın sonlarında itibaren yeniden Türk hakimiyetine girdiğine şahit oluyoruz.Parçalanmış bir şekilde asyanın muhtelif bölgelerinde devam eden Moğol hakimiyeti orta asyada kalan Türk boylarına bir araya getirerek kendi adını verdiği kuvvetli bir devleti ortaya koyan Emir Timur tarafından yıkılmıştır.Emir Timur devleti 1405’e kadar devam etmiştir.Emir Timur’un torunu Şaruh 1477 ye kadar Türkistan’ın büyük bir bölümünde hakimiyet etmiştir.Şaruh başkent olarak Herat’ı seçmiştir.Şaruh’tan sonra Sultan Hüseyin Baykara 1506 ye kadar hakimiyet etmiştir.Bu dönemde ünlü Türk şair ve  düşünürü Emir Alişir Nevai yetişmiş ve büyük hizmetleri olmuştur. Şaruh ve Sultan Hüseyin Baykara zamanlarında Herat şehri sayılı kültür ve medeniyet  merkezlerinden biri haline gelmiştir.Türk edebiyatının en parlak ve verimli çağı Nevai’nin eserleriyle Herat’ta oluşmuş ve buradan batı ve doğu Türkistan’ a Osmanlı ve Azeri topraklarına kadar yayılmıştır.

 

-Sultan Hüseyin Baykara’dan sonra Zahiriddin Muhammed Babür hakimiyeti ele alıp şimdiki Afganistan’ın  başkenti olan Kabil’i kendine baş şehir seçmiş ve devletini Hindistan yarım adasına kadar genişleterek Türk İslam medeniyetini kalıcı bir şekilde yaymıştır.Mirza Babur’un ölümüyle oğulları devletin sınırlarını Hindistan içlerine kadar    genişletmiş ve bugünkü Afganistan da Nadir Afşar (diğer bir türk hukumdarı)ın istilasına kadar daima onların kontrolünde kalmıştır.

-18.asrın başlarında Babürlülarin zaafiyle bugünkü Afganistan’ı kuvvetli kabileler idare etmeye başlamıştır.görüldüğü üzere  bu dönemde bu topraklar(Türkistan)medeniyetlerin beşiği olmuş ve bir çok şair, devlet adamı ,ve edip yetiştirmiştir.Bu dönem Türkler açısından çok önemlidir ve bazı kendini bilmez cahil tarihçilerin Türklerin yakın tarihte Afganistan’a başka ülkelerden geldiği tezine açıklık getirmektedir.

 

2.Bölüm (1747-1978)dönemi :

-1747 de Nadir Afşarin (Türk hükümdari) ölümüyle komutanlarindan olan Ahmad Han Durani Afgan kabilesini etrafinda toplayarak dogum yeri Kandahari ele geçirerek bugünkü Afganistanin temelini atmiştir.

Ahmad şahin ölümünden sonra yönetimi ele geçiren Temur şah (1772)babasi kadar devlet adami olamadı.Temur şahin vefatiyla oğlu Zaman Şah yönetimi ele geçirdi.Bu da ülkeyi idare edemeyince 19.asrin ilk çeyreğine kadar Afganistan iç karışıklığa boğuldu.Dost Muhammed hanin iktidariyle bu karişiklik son buldu.Bu dönemde birinci Afganistan -ingiliz harbi gerçekleşti.(1839-1842),başkent(Kabil)İngilizler tarafindan işgal edildiginde Dost Muhammed han Türkistan’a (kuzey)geçip Özbek Hanlıklarından destek toplayarak Afganistan birligini sağlamiş oldu.Dost Muhammedin ölümüyle 1868 de Şir Ali han iktidara geçti.Şir Ali hanin vefatıyla iktidara geçen Yakup hanin kısa ömürlü iktidarı ,Abdurrahman hanın ikltidara el koymasıyla son buldu.Bu dönem de ikinci Afganistan İngiliz savaşına ve ardından da Habibullah hanın iktidarına (1910-1919 ) rastlanmaktadir.Habibullah handan  sonra Amanullah han iktidara geçti ve bunun zamanında üçüncü Afganistan savaşı gerçekleşti(1919). Bu savaş sonucunda Afganistan bagımsızlıgına kavuştu,ve dünya ülkeleri resmiyete tanıdı.1921 de ilk Afganistan Türkiye dostluk anlaşmasının imzalanması da Amanullah han döneminde gerçekleşmiştir.Amanullah hanin uygulamak istedigi reformları hazedemeyen halk ayaklandi ve buna direnemeyen Amanullah iktidari Habibullah kalakaniye (gayri peştun), o da Nadir hana bırakmak zorunda kaldı.1929 de başlayan Nadir şah iktidari 1934 te suikastte uğramasıyla son buldu.yerine 18 yaşındaki oglu Zahir han geçti.40 yıl süren Zahir iktidari 17 temmuz 1973 te amcaoglu Davut han  ve yanlılarının darbesiyle son buldu.Davut han hükümeti Marksizm Leninizm yanlısı Nur muhammed Taraki ve arkadaşlarının darbesi ve Davut hanın öldürülmesiyle son buldu.

 

Bu uzun dönemde Türkler bir çok defa iktidara karşı baş kaldırmışlar ve hepsinde de mevcut yönetimlerce hunharca  toplu katliamlara  maruz kalmışlardır. İktidar çogu zaman asimilasyon politikaları uygulayarak Türk bölgelerine  Türk olmayanları yerleştirmişlerdir.Böylece Türkleri daha iyi kontrol edeceklerini düşünüyorlardı ve onların Afganistan içerisinde eriyip gideceklerine inaniyorlardı.Türk lehçeleri resmi dairelerde yasaklanip Türkçe konuşanlar aşaglanıyordu.Türk tarihini mevcut yönetimler gizlemeye çalışıyordu.Ancak bütün bunlara rağmen Afganistan Türkleri olabildiğince dil ve kültürlerini muhafiza edip tarihlerinide öğrenmeye çalışmışlardır.

 

3. Bölüm (1978-1992) dönemi : 

Komünizmin yayılması ve kızıl ordu işgalı      Nur muhammedin 9 ay süren iktidarı ,yadımcısı olan Hafizullah Emin tarafından öldürülmesiyle son buldu.Hafizullah binlerce aydını (özellikle Türk aydınları)hapishanelere atması ve toplu katliamlara maruz bırakması gibi haşin davranışı ve dikte edilmiş zulümleri Afganistan halkını ayaklanmaya sevketti.Bu ayaklanmalar sonucunda Ruslar devreye girerek Emin’in yerine Babrak Karmel’i getirdiler.Karmel de önceden alınmış planlara uyarak aralık 1979 de kızıl orduyu yardıma çağırdı. Kızıl ordunun karadan ve havadan Afganistn’a girmesi ile halk dağlara çıkarak vatanı kurtarmak amacı ile mukaddes cihada başladılar.Kızıl ordu yıllarca bütün gücüyle mücahitlere saldırmasına rağmen başarılı olamadı ve Ruslar taktik değiştirmek zorunda kaldı.Bunun için  de Karmel’in yerine eski bir istihbarat şefi olan Dr.Necibullah’ı gertirdiler.Bu dönemde mevcut yönetim sözde barış politikası izlemeye başladı.Kızıl ordu amansız direnç karşısında amaçlarına ulaşamayınca Afganistan’ı terketmek zorunda kaldı ve şubat 1988 de son kızıl ordu askeri Afganistan’ı terketti.

 

Bu dönemde de değişen bir şey olmadı. Yine hem mücahit saflarındaki ve hem devlet kontrolü altında yaşayan Türkler hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördü. Dinlerine, dillerine ve kültürlerine saygısızlık yapıldı ve hak etmedikleri hakaretlere maruz kaldılar. Yani değişen sadece baştaki oyunculardı. Onlar saleflerinden miras aldıkları politik senaryoları oynamaya devam ediyorlardı.

 

4. Bölüm (1992 sonrası gelişmeler, 11 eylül olayının nedenleri ve etkileri)

Kızılordu mirasçısı olan Necip iktidarı Güney Türkistan’ın (Kuzey Afganistan) ayaklanması ile 40 gün gibi kısa bir sürede düştü (nisan 1992). Yıllardan beri şehirlere giremeyen Pakistan’daki mücahit liderler Afganistan Türkleri sayesinde bir hafta içerisinde başkent Kabil’e geldiler.fakat ne var ki Pakistan’da da devamlı kavgalı olan bu liderler, bu tutumlarını Afganistan’da da sürdürdüler, onları dört gözle bekleyen halkı hayal kırıklığına uğratarak perişan olmalarına neden oldular. Savaş farklı bir boyut kazanarak şiddetli bir şekilde devam etti. Bu defa koltuk kavgası için mücadele başladı. Kabil’de bunlar olurken kuzeyde refah hakimdi. Türk yönetimi eğitime, askeriyeye ve pek çok özel sektör kuruluşlarına yatırımı teşvik ediyor ve kendisi de yatırım yapıyordu. Türk yönetimi Afganistan’da rakipsiz kalmıştı. Adaletin temini için çoğu gruplarla mücadeleye giren Türkler hepsinden zaferle ayrıldılar. Çünkü onların yolu hak yolu idi. Ne var ki Türkleri rahat bırakmayanlar vardı. Çok önemli komutanlar peş peşe teröre kurban gidiyor. Bu gelişmeler çok düşündürücü idi. Bu olaylar 1997 yılındaki şokla doruk noktasına ulaştı. Partinin bazı komutanları Taliban yönetimi tarafından satın alınıp kandırılınca davetsiz misafir olan İslam’ın yüz karası, Vahhabizm kuklası bedevi Taliban grubu Türk şehirlerine giriverdi. Türk köyleri, kasabaları ve şehirleri yağmalandı. Bir çok gencin namusuna leke sürüldü, aydınlar katledildi, okullar yakıldı. Bu defa Afganistan’da Pencabi askerler boy göstermeye başladi.

Afganistan’da bunlar olurken, Lideri General DOSTUM olan Afganistan Milli İslami Hareketi yönetimi ve bu partiye gönül verenler dünya kamuoyuna oradaki olup bitenleri devamlı olarak aktarıyordu. Fakat maalesef BM ve uluslar arası toplum Afganistan’da meydana gelen dehşet olaylarını sadece seyretmekle yetiniyordu. Halbuki Afganistan’da yuvalanan terörist gruplar dünyanın diğer bögelerine de terörist salıyorlardı. Taliban ve Elkaide terörist örgütleri Afganistan içerisinde Peştun olmayan etnik grupları her türlü işkenceye tabi tutuyordu. Taliban yönetiminin önde gelenleri diğer etnik gruplardan Afganistan’ı terketmelerini istiyordu. Ancak General DOSTUM ve bazı diğer bölgesel komutanlar tarafından yönetilen halkın direnişi her türlü imkansızlıklara rağmen devam ediyordu. Bu direnişte yüzbinlerce insan şehit oldu ve milyonlarca insan mülteci durumuna düşmek zorunda kaldı. Afganistan halkı zor günler geçirirken 11 eylül 2001 olayları ile birlikte dünyanın Afganistan’a yönelik politikası değişiverdi. 11 eylül terörist faciası General DOSTUM ve Afganistan Türklerini bir kez daha ne kadar haklı olduklarını ortaya çıkarmıştı. Bu tarihten itibaren Afganistan’da terörizm ve faşizme karşı devam eden mücadeleye uluslar arası toplum da destek olmaya başladı. Afganistan’da komünizmi yıkan General DOSTUM’un birlikleri bu sefer yine kendini göstererek, kuzey bölgesinin merkezi konumundaki Mezar-ı Şerif şehrini ele geçirmişlerdir. Bu zaferin ardından hemen hemen tamamı Türklerden oluşan kuzeydeki bütün iller bir gece içerisinde teröristlerden tasfiye olmuştur. Bu zaferin dalgaları kuzey doğu, güney batı, merkezi bölgeler ve Kabil’e de sıra ile yayılmıştır. Sonuç itibarı ile halk Taliban ve Elkaide’den kurtulmuş ve yerli yabancı binlerce terörist esir alınmıştır. Bonn anlaşmaları ile Afganistan’da 6 ay iş başında kalacak bir gecici yönetim kuruldu. Altı ayın sonunda bu yönetim yerini iki sene devam edecek geçiş yönetimine bıraktı. Geçiş yönetimi döneminde anayasa halk temsilcileri tarafından kabul edildi. Kabul edilen bu anayasada Türkleri ilgilendiren en önemli madde Türkçe(Özbekçeve Türkmence)’nin Türklerin bölgesinde üçüncü resmi dil olarak ilan edilmesi idi. Tabi bu bir anlamda General DOSTUM ve Türklerin Afganistan’daki gücünü de ortaya koymuş oluyordu. Yaklaşık üç seneden beri Afganistan’ın kuzey ve kuzey doğusunda sosyal, ekonomi, kültürel ve siyasal çalışmalar normal bir şekilde seyrederken maalesef güney ve doğu bölgelerinde Taliban ve Elkaide halen terör estirmeye devam ediyor. Fakat üzülerek belirtmemiz lazım ki uluslar arası toplumun desteği ile devam eden yeniden yapılandıma çalışmalarına, günevliğin tam olarak temin edildiği kuzey bölgesinde değil de, Taliban ve Elkaide’nin faaliyet gösterdiği güney bölgesinde ağırlık verilmektedir. Sizlerin de bildiği gibi bu nedenle söz konusu bölgelerde yabancılara karşı bazen kaçırma ve öldürme operasiyonları gerçekleştirilmektedir. Afganistan Türkleri olarak biz her zaman, yeniden yapılandırma, silahsızlandırma ve sivilleştirme politikasının dengeli ve orantılı bir biçimde bütün bölgelerde gerçekleştirilmesinden yanayız. Biz Afganistan’da demokrasi ve sosyal adaleti gerçek anlamda uygulandığı sürece destekliyoruz. Bu kavramların tam olarak gerçekleştirilebilmesi, ülkede barış, istikrar ve günevliğin temin edilmesi ve halka daha müreffeh bir yaşam hazırlanması amacıyla 22.07.2004  tarihinde binlerce kişinin katılımı ile Mezar-i Şerif’te bir toplantı yapılmış ve General DOSTUM’dan cumhurbaşkanlığına aday olması istenmiştir. Bu toplantı sonucunda General DOSTUM, Ekim 2004’te gerçekleştirilecek ilk cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını resmen açıklamıştır. Tabi DOSTUM Bey’in bu adaylığı 250 yıldan beri türlü eziyet, işkence, ayrımcılık ve asimilasyon politikalarına maruz kalan Afganistan Türkleri için ayrı bir anlam taşımaktadır. General DOSTUM’u diğer bazı adaylardan ayıran başka bir özellik de kesinlikle faşist bir düşünceye sahip olmaması ve aynı zamanda ülkenin komünizm ve terörizmden kurtarılmasında başrol oynaması konusudur. Bu nedenle diğer etnik grupları tarafından da sevilen DOSTUM bazı siyasi oturumlarda 18 aday içerisinde genellikle ilk üç isim arasında yer almayı başarmıştır. Temenimiz seçimlerin adaletli bir biçimde yapılması ve ülkemizde kalıcı barış, istikrar ve demokrasinin meydana gelmesidir.

 

 

------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 Hazırlayan :  Tımor Ungot

Türkçe

Yeni göçmen kanunudan yararlanmak isteyen 3800 göçmen muracatta bulundu.

İsveç millet meclisi tarafından 7 kasım 2005’ta kabul edilip 15 kasım tarihi itibariyla yürülüğa giren yeni geçici göçmen kanunudan yararlanmak isteyen 3800 göçmen kendini İsveçli makamlara teslim edip muracatta bulundu. İsveç yabancılar bakanlığından yapılan açıklamaya göre bu rakam tahmin edilenin çok çok altında bulunuyor.

19000 dosyanın elden geçirilip karara bağlanacağını bildiren yabancılar bakanliğı şuana kadar 69 kişiye daimi ikamet  , 4 kişiye geçici ve 4 kişiye de red cevabı verildiğini açıkladı.

Başka bir açıklamaya göre yeni yürülüğa giren geçici yabancılar kanunu gelecek yılın mart ayının 31’a kadar geçerli olacağı ve yabacılar şubesinin o zamana kadar bütün dosyaları karara bağlayacağı bildirildi.

 

 

 

Home